bayrak1.jpg

ojgeldin
side ve havalisi
video klipler
kütüphane
powerpoint
rakı masası
sözler
vefa
kavramlar
ünlülerden vecizeler
haberler
kıssadan hisse
eski yazılar

kavramlar


Çağdaş dünyada ki şirket, şehir, kültür, yaşambiçimi gibi alanları kapsayan yeni akım ve oluşumları dilimin döndüğü kadar (hayır ukela değilim) açıklamaya ve örneklendirmeye çalışacağım.





images_5_.jpg

BİLGİ İÇERMEYEN HABER AKIMI
Özellikle yükesek tirajli gazetelerde -benzeri biçimde televiyonlarda da- bir süredir gördüğüm, güncel olarak da Kıbrıs konusuyla ilgili haberlerde kendini gösteren akım.

Bir örnek üzerinden anlatayım. Konu kıbrıs barış müzakereleri olsun. Gazetede "Erdoğan annan planının sonuna kadar arkasındayız dedi" başlıklı haber görürüsünüz. okursunuz okursunuz fakat Annan planı nedir, ne getirir, ne götürür konusunda herhangi bir bilgiye rastlamazsınız. Açın son zamanlardaki gazeteleri inceleyin kac tane haber bulacaksınız bakalım Annan planının ne olduğuna dair.

Gel gör ki " Denktaş Annan planı Kıbrısı satmaktır dedi" tipi haberden geçilmiyor. Tamam Denktaş Annan planını beğenmemiş ama neden beğenmemiş, neresini beğenmemiş, ne gibi bir değişiklik yapılırsa beğenirmiş belli değil.

Bir süredir gazeteler böyle bir habercilik anlayışını tercih ediyor. Bir aralar "tahkim kanunu" -ya da öyle birsey- diye bir olay vardı. Gazetelerde televizyonlarda uzun zaman yer buldu tahkim kanunuyla ilgili haberler fakat bir tane habere rastlamadım tahkim kanunun detaylarıyla ilgili. Paso "tahkim kanunu geçerse ticaret büyük yara alır", Paso "tahkim kanunu geçince dünya ticaretine entegre olacağız". Bre kardesim nedir bu tahkim kanunu? Yara alacaksak neden alacağız? Yok eğer dunya ticaretine entegre olacaksak neden olacağız?

Böyle böyle içi boşaltılıyor toplumu ilgilendiren tartışmaların, kimin sesi yüksek çıkıyorsa onun söylediği doğru oluyor sonunda.

"Ümit Türk basınını sert bir dille uyardı"




iktisat.jpg

POST-OTİSTİK İKTİSAT AKIMI
Neo-liberal teoriler tarafından matematiksel ve ekonometrik modellemelerin cenderesine sıkıştırılarak hastalıklı bir hale getirilen iktisat teorisinin yeniden düşünülmesini ve üniversitelerdeki iktisat eğitiminin gözden geçirilmesini talep eden akademik akım.

Hareketin başlangıç metnini Fransız öğrenciler yazmıştır. Fırat Genç ve Seçkin Erdi'nin çevirdiği, Birikim dergisinin 170-171. sayısında yayınlanan bildiri:

"Bizler, dünya iktisat öğrencileri, aldığımız eğitimden genel olarak memnun olmadığımızı deklare ediyoruz. nedenlerimiz şunlardır:

1- hayali dünyalardan kurtulmak istiyoruz!
Birçoğumuz iktisat öğrenimi görmeyi, günümüz yurttaşlarının karşılaştığı ekonomik fenomeni derinden kavrayabilmek için seçtik. Ama bize verilen eğitim, ki bu ağırlıkla neo-klasik teori ya da ondan türetilen yaklaşımlardır, genel olarak bu beklentiyi karşılayamamaktadır.
Teori kendini olasılıklardan ilk anda kopardığında bile, olgularla gerekli dönüşü nadiren gerçekleştirebilmektedir. ampirik kısım (tarihi olgular, kurumların işlerliği, firmaların davranış ve stratejilerinin incelenmesi) ise neredeyse varlığını yitirmiştir. bunun yanında, öğretim sistemindeki bu boşluk (somut gerçeklerden kopuş) iktisadi ve toplumsal aktörlere yararlı olmak isteyenler için sayısız problem doğurmaktadır.

2- Matematiğin kontrolsüz kullanımına karşı çıkıyoruz!
Matematiğin araçsal kullanımı elbette gereklidir. Ama matematiksel biçimselleştirmeyi araç olarak değil de kendi başına amaç olarak kullanmak, gerçek dünyayla şizofrenik bir ilişkinin doğmasına neden olmaktadır. Biçimselleştirme, egsersizler türetmeyi ve anlamı indirgenmiş modeller kurmayı kolaylaştırma amacıyla kullanılmaktadır. Bu indirgeme "doğru çalışmayı" yazabilmek için gerekli "doğru sonucu" (bu da ilk hipotezin mantıksal sonucudur) bulma yönündedir. Bu alışkanlık, bilimsel olma kandırmacası altında değerlendirme ve seçmeyi kolaylaştırmakta, ancak çağdaş iktisadi tartışmalar doğrultusunda sorulan soruların cevaplarını ise asla vermemektedir.

3-iktisadi yaklaşımlarda çoğulculuk!
Dersler genel olarak düşünceye yer vermemektedir. Var olan iktisadi sorunlara önerilmiş tüm yaklaşımlar arasında bize yalnız bir tanesi sunulmaktadır. bu yaklaşım da her şeyi saf aksiyomatik (kendiliğinden doğru kabul edilen) bir sürecin araçlarıyla (sanki bunlar iktisadi doğrularmış gibi)açıklama eğilimindedir. Biz dogmatizmi kabul etmiyoruz. Bizler, nesnelerin karmaşıklığına ve büyük iktisadi sorunları (işsizlik, eşitsizlik, mali pazarların yeri, serbest ticaretin avantajları ve dezavantajları, küreselleşme, iktisadi gelişme vb.) çevreleyen belirsizliği uyum sağlayabilecek yaklaşımların çoğulculuğunu talep ediyoruz.

4- Öğretmenlere çağrı: çok geç olmadan uyanın!
hocalarımızın kimi sınırlamalara maruz kaldıklarının farkındayız. buna rağmen, iddialarımızı anlayan ve değişim talep edenlere sesleniyoruz: eğer ciddi bir reform bir an önce gerçekleşmezse, sayıları günden güne azalan iktisat öğrencilerinin alanlarını toplu halde değiştirmeleri riski çok büyüktür. Bunun nedeni de ilgilerini kaybetmeleri değil, çağdaş dünyanın gerçeklerinden ve tartışmalarından koparılmış olmalarıdır.

Bu otistik bilimin bize daha fazla empoze edilmesini istemiyoruz.

İmkansızı değil, mantığın başarabileceğini istiyoruz. umarız sesimiz kısa zamanda duyulur.

Ümitin not'u: Harikasınız çocuklar...






gentri.jpg

GENTRIFICATION
Canımız Side'mize gerekli olan uygulama. Önce başka yerlerden örnek vereyim ki ahali ikna olsun... İstanbul: Asmalımescit, Kuzguncuk ve Zeyrekte... NewYork: Harlem ve East Village gibi semtlerde... İsviçre: Klein Basel'de... Ve dünyanın birçok özellikle turistlerin ilgi duyduğu şehrinde başarı ile uygulanmışlığı vardır... Güzel sonuçlar alınmıştır...

Mutenalaştırma, kentsel sızma, seçkinleştirme şeklinde türkçe karşılıklar uydurulabilecek kavram...

gentri1.jpg

Bir zamanlar değer ifade eden, "hikayesi olan" ama hali hazırda yaşam kültürü ve yapısal açıdan çökmüş semtlerde ki evlerin ve işyerlerinin özellikle orta gelirli profesyonellerce alınıp yenilenmesi ve işletilmesi süreci... Böylece mülklerin değeri artar, ticaret canlanır ve korunması gereken doku hayat bulur...

Side (antik kenti) artık bir korku tüneli haline geldi... Çağırmak bir yana elinin tersi ile itiyor... Yolum bir şeyler içmek için ne zaman Apollonic'e düşse hep aynı şeyi düşünüyorum; ne olur birileri burayı kurtarsın... O kadar gariban bir halde Side... Zavallı, eskimiş, köhnemiş, korkunç asık suratlı, ürkütücü biçimde geri, yoz ve ısrarcı... Dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biri bu olamaz diyorsunuz...

Dünyanın en güzel manzaralı yerlerinin keyfini çıkarmak değil hızla kaçmak istiyorsunuz...

Elin adamları kavram ve kuramsal tartışmalar üzerine 60'lardan itibaren kafa patlatmışlar dizi dizi de kitaplar yazmışlardır. Türkiye de süreç daha geç işlediğinden ancak sayılı makale mevcuttur konuyla ilgili. Ama mevcut makalelerin hemen hemen hepsi eleştirel bir noktadan söz söyledikleri için kıymetlidir... Cemile Nil Uzun, Besime Şen, Nilgun Ergun gibi isimlerin makaleleri kavramsal çerçevenin tarihsel izini sürmüş ve İstanbul örneklerini değerlendirmiş isimlerdir. Cemile Nil Uzun'un bir de Kuzguncuktaki gentrification sürecini anlatan tezi basılmıştır...




mutlu_1.jpg

SABİT MUTLULUK TEORİSİ
Matematikle çok ilgilenmeme rağmen anlamakta güçlük çektiğim, anlayınca da yazan kişiye hayranlığımın uyandığı teori;

Herhangi bir anda ki mutluluğumuza m, mutluluk için gerekli gördüklerimizin tamamına da b diyelim. yani b tüm beklentilerimiz; hayattan umduklarımız, olmak istediklerimizdir.

beklentilerimizi şekillendirenin yaşadıklarımız olduğu bilgisi çerçeveside t olarak gösterdiğimiz yaşanmışlarımızı b ile ilintilendirelim:
b= f(t). [1]
bu durumda beklentilerimiz, yaşadıklarımızın bir fonksiyonu olarak tanımlanmış olur. dikkat edilmesi gereken nokta edindiğimiz hayat tecrübesi ile yaşamımızın boyunca öğrendiklerimizin de f(t) fonksiyonu tarafından içeriliyor olmasıdır.

maslowun ihtiyaclar hiyerarsisi'nden anlaşılacağı üzre görüp geçirdiklerimiz değiştikçe beklentilerimiz de değişmektedir. yani hayat bize iyi davranır da beklentilerimizin bir kısmına ulaşma imkanı verirse, yaşanmışlıklarımız ve buna paralel olarak da beklentilerimiz artacak, aynı değişkende meydana gelen bir azalma mutluluk için gerekli gördüğümüz b'de azalmaya sebep olacaktır.

insan beklentilerini karsiladigi olcude mutlu olur onermesini dogru kabul ederek mutluluğu da beklentilerin bir fonksiyonu olarak yazabiliriz.
m= g(b) [2]

[1] denklemi [2] de yerine koyarsak :
m = g(f(t) [3] yazılabilir.
gösterim kolaylığı açısından f o g = h olacak şekilde [3] denklemini m= h(t) ye dönüstürelim.

şimdi m'in t'ye göre türevini alalım; yani mutluluğun değişiminin tecrübelerden nasıl etkilendiğini inceleyelim.
dm=dh/dt ve [1] ve [2]'den
dm/dt = dm/db . db/dt [4]

şimdi mutluluğu beklentilere ve beklentileri yaşanmışlara bağlayan f ve g fonksiyonlarını inceleyelim.
beklentiler arttıkça mutlu olmanın zorlaştığı, yani mutluluğun beklentilerle ters orantılı olduğu açıktır. yaşadıklarımızın beklentilerimiz ile doğru orantılı olduğunu da daha önce kabul etmiştik. burda en önemli nokta - ve hatta teorinin belkemiği belkide - f ve g fonksiyonlarının aynı mertebeden ve ters işaretli olduğunu görmektir. yani simgeleri yerine koyarak anlatmak gerekirse beklentilerin değişmesinin mutlulukta meydana getirdiği değişim ile (dm/db) yaşanmışlıkların değişmesinin beklentilerde meydana getirdiği değişiklik (db/dt) birbirlerine zıt, fakat büyüklük olarak orantılıldır.

dm/db= k/(db/dt) ve dm/db . db/dt=k olur. [5]
bu durumda [5], [4] formulunde yerine konulursa dm/dt=k sonucu elde edilir ki bu, mutluluğun vizyon'dan bağımsız oldugunu; çoban da olsak başbakan da olsak mutluluk miktarımızın değişmeyeceğini gösterir...

mutlu2.jpg

Biraz daha tepeden bakarak iyiliğin getirilerinin de neler olduğunu bu teoriden çıkarabiliriz sanırım. Ama her şeyi de ben açıklamayayım değil mi...








sen_merkezciler.jpg

SEN MERKEZCİLER
Onlarla karşılaştığınızda garip, kozmik bir ışın sarar sizi. Neden etkilendiğinizi bilemezsiniz. Yüzleri bir bütündür. Her parça diğerini amansız bir biçimde tamamlar. Farklılıklarını kader gibi taşıyan bu insanlara tepkiniz, önce hayranlık, sonra öfke, daha sonra çığlık çığlığa kaçma isteğidir.

Şaşırmazlar, sizin gibileri çok görmüşlerdir. Onlarla yaşamanın zor olduğunu iyi bilirler. Çünkü, bu dünyaya herhangi bir rolü oynamaya değil, hayatın kendisi olmaya gelmişlerdir. İnsanlar sık sık o büyük acılarını anlatmak için onları arar. Dinlemesini iyi bilirler. Kendi yaşamları sanki yoktur. Soluk soluğa başkalarının yaşamlarında koşarlar.

Kendilerini doruklarda, yalnızca doruklarda tüketirler. Kişilikleri yoktur. Kişiliğin, kişiliksizlik olduğunu savunurlar. Bu nedenle onları, sevdiğiniz her şeye benzetebilirsiniz; anne, sevgili, gökyüzü ya da bir film karesi. Sanatçı olmasalar da sanatçı gibi yaşarlar.

Bütün kavramları, kendileri isimlendirirler. Ahlaksızdırlar. Sezdikleri her şeyi yaşarlar. Sürekli sevinç ve keder içinde. Herkesin 'yeter' dediği yerde, 'yeni baştan' diyerek. Kırılgandırlar ama umarsız değillerdir. Kendilerinden başka hiç kimseyi incitmeyi başaramadıkları için bu dünyaya başarısız olmaya gelmişlerdir.

'Tek savunmaları, savunmasızlık'tır. Kimseyi yargılamayı bilmezler. Hiç bir canlıyı öldüremez, zarar veremezler. Öğretilerinde, 'karşı koyma' sözcüğü yoktur. Bir çocuğun tek bir gözyaşına bile yaşamlarını vermeye hazır oldukları bu dünyaya, asla seyirci kalamadıkları için, çoğunlukla intihar ederler. İntiharı herhangi bir nedenle enteleyenleriyse intihar biçiminde bir yaşam sürdürürler. Kendilerini merkeze koymayı asla beceremezler.

Baş eğişleri çaresizlikle karıştırılır çoğu zaman. Ama kendilerinin ya da başkalarının onurunu korumak söz konusu olduğunda, ' Bir karadağ tabancası' gibi sakladıkları başkaldırılarını gün ışığına çıkarırlar. Başkaldırırlar, çünkü, salt duygu olarak yaşarlar. Başkaldırırlar, çünkü, görev bilinci yerine sevgiyi koymuşlardır, ödünsüz ruhları başka türlü var olamadığı için. İvan'ı anlar, Alyoşa'yı hisseder, Dimitri gibi yaşarlar ve arkalarında bir mor menekşe mutlaka bırakırlar başkaları acılarını sarsın diye.

Onlar, bu dünyayı 'güzeltmeye' gelmişlerdir. Umutsuzluktan yola çıktıklarını, daha çocukluklarında hissederler. Bize böylesine saf görünmeleri, çocukluklarını yaşatmaları değil, çocuk olmalarıdır. Kendinden başka rolü olmayan bir çocuk. Önünde diz çöktükleri tek şey mağara duvarına o resimleri çiziktiren insan elidir.

onlar, 'an' lara inanırlar ve o 'an ' için yaşarlar.

Yelda Karataş hanımefendisinin başlattığı bir akımdır. İstanbul'u sarmış sarmalamıştır. İlgi toplamaya devam etmektedir. Biraz bunalımsı bişey sanki...






hegel.jpg

İDEALİST DİYALEKTİK (YABANCILAŞMA)
Çağdaş düşün metodolojisinin temel kaynağı bir kavram. Ekonemiden siyasete bir çok alanda uygulanmaktadır. Batı gelişimişliğinin temellerinden biri...

Takipçilerinin sağ Hegelciler ve sol Hegelciler olarak iki farklı akıma bölündüklerini gözönüne alırsak hazretin ne muhteşem bir felsefeci olduğu ortaya çıkar.

Hegel'in diyalektiik kuramı: Önce ortaya bir tez atılır. Sonra bu teze karşı bir antitez çıkar ortaya. Sonra hem tez hem de antitez değerlendirilerek bir sentez oluşturulur. ama daha gider bu. Çünkü son aşamada sentez de bir önermedir. Yani bir tezdir. onun antitezi , tez ve antitezin sentezi derken sürekli bir devinim olur ve sürer gider bu. Bu da gelişmeyi sağlar. Yani sürekli bir gelişim...

Aynı zamanda "gerçek akılcıdır ve akılcı olan gerçektir" düsturunu şiar edinmişlerdir...

Hakikat zamansal değildir, ancak hakikati ortaya çıkaran varolan yani insan zamansaldır ve zamansal olmayanı zaman içinde ortaya çıkarır derler... Sanırım burada bir örnek vererek açıkla diyeceksin ama bu sefer biraz diyalektik düşün sevgili okur... Veya Side civarından bir yerdensen ve 4 fincan kahve ısmarlıyacak paran ve 2 saat civarı vaktin varsa Apollonic'e git ve beni ara... Mümkünse de izin günüm olan Çarşamba gününe denk getir...

Yeri gelmişken Hegelciğimiz hakkında bir not: mantık bilimini yazarken, delireceğinden ölesiye korktuğu bir dönemi atlattığı bilinir; öyleki bu dönem zarfında "öznel" ile "nesnel" arasındaki gergin ip kendi cephelerine doğru daha da çekilmiş olduğu halde, aynılaşmışlar, hatta zaten hiç bundan öte olmadıkları bilince kendini açık etmiştir, ama bu bilinç hegel'in midir, yoksa değil midir belli değildir... "kendi" nedir? kendinin bilinci, özbilinç ne denli Hegel'indir?

Bu en doruk noktaya ulaştığında ise, sadece delirmekten korkmuş, böylelikle us'un işlevinin nasıl usdışına doğru salgın bir hastalık gibi yayıldığını, onu kuşsattığını görmüştür... Çok yükseklerden uçan bir kartal nasıl, görecek birşeyi kalmayacağı korkusuyla aşağılara doğru süzülürse.. Hegel de öyle çılgınlığın doruklarından aşağıya inebilmeyi dilemiştir...

Aynı adla bir de meşhur alman kasabın yaşadığı söylenir... İyi bir kasapmış. ben görmedim tabii... Başkalarının yalancısıyım...

Ardılları (Ludwig Feuerbach) İnsanın şizofrenik bir şekilde kendini ben ve öteki diye ikiye bölmüş olduğunu ve kendinin dışına çıkmış olduğunu söyler. İnsan, kendine dışarıdan bakan öteki figüre tanrı ismini vermiştir ve bu düşünceyle kendine yabancılaşmıştır. ancak bu tanrı düşüncesinden vazgeçecek olan kişi, kendi yabancılığından kurtulabilir derler, ki ben kendilerini esefle kınarım... Ne ayıp... Böyle mutlu olunacaksa olmaz olsun...

Son söz: (kulakların çınlasın ege Cansen) "wesen ist was gewesen ist"








naro2.jpg

NARO (NURİ ALÇO REVIVAL ORGANIZATION)
Türkiyemizin en örgütlü, disiplinli ve gizli hareketi... Şaka değil... İşte size 2005 Şubat bildirilerinden bazı pasajlar buyrun okuyun (alakam yoktur):

Komplekslerinizi şişe diplerinde, korkularınızı seccadelerde, kıskançlıklarınızı magazin haberlerinde, aczinizi çılgın yaz gecelerinde, ezikliğinizi apış aralarınızda, cehaletinizi imajlarınızda kaybedebilmek için binbir takla atarken, ne katmerli kalantorlara ne servetler kazandırdığınızı görebilmenizi istiyorduk. Çünkü gafil geziyordunuz. Çünkü şaşkındınız. Tutunamadan ayakta duramıyor, uyum sağlamadan bir benliğe sahip olamıyor, köleleşmeden yönetilemiyordunuz. Bunun için birer taraftar ve sempatizan ve hayran ve eş ve arkadaş ve köle oluyordunuz. Asalları okeklerinden menkûl küsüratınız, karısız kalırsa bitleneceği için evlendirilmiş maço kocalar ile kocasız kalırsa kötü yola düşeceği için başgöz edilmiş cilveli karıların "yaşlanınca bize baksınlar" diye yaptıkları çocuklardınız. Ve madem ki kaşınıyordunuz, şöyle veya böyle; vardınız. Şöyle böyle kalmayı kendinize yediremediğiniz ve fakat kendiliğinizden olmayı da beceremediğiniz için, muhtelif dizilerden kendinize periyodik kişilikler seçtiniz, karı kıza lazım olur diye birkaç şiir ezberlediniz, kendinizi daha iyi ifade edebilmek için telefonunuza da'li di'li minibüs kornası indirdiniz, ama soyunuz şöhretlensin diye dedenizi soyup ebenize de bindirdiniz, trend gereği "hayır" dediğiniz savaşlar kanlandıkça reyting olup yağmasını da bildiniz; kesilen başları, ortalığa saçılan bağırsakları, kopan bacaklarını sürünerek arayan adamın çığlıklarını mavi dişlerinizle lokma lokma paylaştınız. Kiminiz kendini normal sanabilmek adına marjinal takılma çabasındayken, kiminiz marjinali de aşabilmek için en normali oynadınız. Çeşnicibaşının tuvaleti gibi kokuyordu farklılıkta aynılığınız. Kiminiz ona gurme bile dese, çeşnide suç ortağıydınız. Sunulmuş hazlara, fason heyecanlara öylesine müptelaydınız ki, herhangi bir genel-geçer suça ortaklık etmeden yaşayamaz hale gelmiştiniz. Babanızın mabadını satarak kazandığı parayla aldığınız markalı cicileri gezdirdiğiniz caddelerinize ışıklı yılbaşı süsleri takıldı diye istediğiniz bütün zengin kulüplerine elinizi kolunuzu; bu kulüplerdeki bütün hatunlara belinizi dölünüzü sallaya sallaya girebileceğinizi sandınız. Bu umutla, ülkeniz parsel parsel peşkeş çekilirken, cehlinize sunulan pörsük kayınları dert edinip medeniyet yolundaki alçak mayınları görmezden geldiniz. Cem-i cümlenizle alay edenlerin terli avuçlarında, koskoca Atatürk ismini, yelloz anasının dizinin dibinde şıllık yalanan piksel ciğerli bir yalana indirgediniz.

naro1.jpg

Gazetelerinize, dergilerinize, reklamlarınıza, televizyonlarınıza, radyolarınıza, sinemalarınıza ve hatta dedikodularınıza kadar girdik.. Kiminizi korkuttuk, kiminizi güldürdük, kiminizi düşündürdük; kiminizi kıskandırdık, kiminizi tiksindirdik, kiminizi kızdırdık.. Yegane hakikati birbirine aldanışlarında bulan milyonlarca yalancının dolaysız gündemi ve hayatını birbirini kazıklamakla kazanırken binbir küfürle yediği kazıkları sevaba sayan bu mazlum halkın ipe sapa gelmez imgelemi olduk. Satır satır, kokuşmuş ciğerinize tükürdük, hûrilere endeksli imanınıza; Nurilere teşne vicdanınıza dil uzattık, zorlama ideolojilerinize, kokuşmuş zevklerinize, sahte ilişkilerinize turp sıktık. Pörsük libidonuza çomak soktuk. Gerçek hayatın rutubetli yalnızlığına hazırlanışımızın en civcivli günlerini, ne mal olduğunuzu görmekle geçirdiğimiz çeyrek asrın intikamını alarak ve bu intikamı neslimizle paylaşarak kutsadık. Daha güzel bir dünya için tek yapmanız gerekenin, size kendiniz sandığınız bu parlak jöleli miskin bulamacı kakalayanlardan kurtulmak olduğuna inanıyorduk.

naro3.jpg

Koca kirli yalanları kendi zevzek doğrularına yamayıp fikriyat bohçasını manipülasyon tohumlarına rahim eyleyenleriniz bir yana, en okumuşlarınız bile doğru söyleyenlerin sesleri kısılırken pamuk kozalarınızın sayfaları arasına gizlenip utanmadan dediniz "Hani bir NARO vardı? Ne oldu onlar?..." Gevrek gevrek güldünüz "Nuri Alço'dan paralarını alamayınca işi bırakmışlardır" diye... Biz kayıtsız şartsız dostluk ve evrensel hakikat ve kitlesel intikam ve zihinsel diriliş yolunda döktüğümüz posaları sayamazken, siz duvarlarınıza eğlence istediniz. Merak etmeyin, fazla beklemeyeceksiniz...

Dört buçuk milyar yaşında kainat ve bilin ki zeka, gafletten daha kaşar!

naro4.jpg

Katılım Kuralları
Samimiyet
Örgütümüz bir yolgeçen hanı olmadığı gibi eğlence arayan neşeli gençlerin de uğrak mekanı olmayacaktır! Eğlenceye, hareketin ve bunun sonucu olarak eylemlerin ciddiyeti kavrandığı zaman zaten rahatça ulaşılabilecektir. Bu anlamda, bizimle olan iletişimlerinde samimiyet kisvesi altında sakladığı lakayıt emellerini bünyemize sızdırma çabasında olanlar, zihni alyuvarlarımız tarafından tavizsizce ayıklanacaktır.

naro5.jpg

NARO diyalektiği
NARO öncelikli olarak fikirsel bir oluşumdur. Örgütümüze katılma konusunda yeterince ciddi ve samimi olan beyinlerin, NARO'nun varlık nedenlerini ciddi olarak kavramış olması gerekmektedir. Bunun sonucu, örgütün değişken ve tekamüle açık yapısına gelecekte de rahatça uyum sağlayabilmek olacaktır şüphesiz.

naro_paris.jpg

Eylemselliğimiz
Örgütümüzün içinde barındırdığı duyguların ve fikirlerin bir nevi taşıyıcısı olan eylemlerimiz, hiç kuşku yok ki sadece uygun görülen mekanlara Nuri Alço yazmaktan ibaret değildir. NARO diyalektiğini özümsemekle başlayan süreç, bu düşünce sisteminin getirdiği eylemselliği de barındırır. Unutmayınız ki NARO'ya katılmak kolay ama emek isteyen bir atılımdır. Verilen emek ölçüsünde yücelen mücadelemiz, bilinçsizliğin gri duvarlarına rengarenk darbeler vurarak ilerleyecektir!

naro_bilkent.jpg

Kaynağını yaratıcı beyinlerin oluşturduğu gerek bildirilerden, gerekse insanı yer yer dumura uğratabilecek kadar enteresan duvar yazılarından anlaşılan gizemli örgüt, organizasyon. Beni en çok sarsmış olan duvar yazılarından biri ise (Nuri Alço tropikal bıyık)'tır...

Boğaz köprüsü'nun ayaklarından birine köprü üzerinden okunacak şekilde (naro) yazmış örgüt.

Sloganlarından biri de (Kemal Sunalın asla eşşoğlueşşek diyemediği adam: Nuri Alço) olan ve koparan yasadışı komik örgüt

naro_eski_ehir.jpg

Kaz dağında, karayolları kenarındaki ıssız bir tabelanın arkasına dahi (Nuri Alço) yazmış olan örgüt...

Taş ev olsun ahşap ev olsun, hatta sadece bir duvar olsun, tarihi eserler üzerinde eylem yapmayan, bu tip duvarları ve yüzeyleri kirletenleri de nefretle kınayan, tarihi eserlere saygılı örgüt... Hani özenip de Side tiyatrosuna vs. (Nuri Alço) yazmaya kalkışacak olanlar için söylüyorum... Hedef göstermek gibi olmasın ama elektrik trafo kapaklarına olur... Ayrıca üye olmak için yazdığınız sloganın başında resminizi çekip bölge grup başkanlarına gönderiyorsunuz... Tekrarlıyorum alakam yok...

"Devrimlerinize Nuri Alço önerilir" gibi bir yazı nasıl bir beynin, nasıl bir yaratıcılığın ürünü bilmiyorum ama yazan elemanın gri hücrelerini öpesim geldi.

naro_tem.jpg

Açık radyo'nun Harbiyedeki yerinin karşı duvarına "Nuri Alço revival organization açık Radyo'yu selamlar" yazmış eğlenceli insanlar grubu... Bina sahipleri duvarı boyattılar, o ayrı...

Manzaralı bir yere -ortaköyden balmumcu'ya çıkan kestirme yokuş- (manzaralı Nuri Alço), elektrik trafosuna -çamlıca'da marmara ünv. hastahanesine dönen kavşakta- (elektrikli nuri alço)yazarak eylemleriyle neşemize neşe katan topluluk...

Birinci köprü yolundaki (Nuri Alço iyi yıllar diler) yazısı bence örgütün en başarılı çalışmalarındandır...

Diğer sloganları aşağıda sıralıyorum ki tekrar yazılmaları kabul edilmez...:

Nuri Alço kıymetlimisss

Nuri Alço, bir punk rock kolleksiyoncusu

Nuri Alço ilim irfan paratoneri

Nuri Alço bilinç trafosu

sempatik Nuri Alço

Nuri Alço Side Güneşi (silindi maalesef)

We trust in Nuri Alço

Nuri Alço başbakan (İsviçre Basel)

Nuri Alço esir düşünce gardiyanı






tarla1.jpg

MST HAREKETİ
Brezilya mst hareketi yanı yaygın adıyla topraksızlar, bugün toplamı Belçika'dan büyük bir alanda, iki milyon insanın önce işgal ettigi daha sonra üretim yaptığı bambaşka bir dünyadır...

Asi Rahipler
Özgürlük teolojisi özellikle Latin Amerika da gelişen devrimci dinsel çizgi Nikaragua, El Salvador ve Meksika da oldugu gibi mst hareketinin oluşumunda önemli bir yer tutar. "bize tanrI öbür dünyada zaten cenneti vaadediyor. önemli olan bu dünyayı cennet haline getirmek" diye verdikleri vaazlarda kıta Avrupasından farklı olarak sürekli birlikte yaşadıkları yoksulların yanında yer almaktadırlar. Buradan yetkilileri uyarıyorum aman bizim imamlarımıza sahip çıksınlar. Ne olur ne olmaz.

"Bizim savaşımız insanları acçlığa mahkum eden, bütün ilişkileri satın alınabilir hale sokan, yalnızlaştıran kapitalizme karşı bir savaştır. Bu yüzden sosyalistlerle hareket etmemiz kadar doğal bir sey yoktur. hristiyanlik ama hangisi? Arenalarda aslanların önüne atılanlar mı yoksa engizisyon mahkemelerinde insanları yakanlar mı?..." gibi beyanatlarda bulunuyor bu rahipler... Ne ayıp...






slow1.jpg

SLOOW FOOD (SEFERTASI) HAREKETİ
coca cola'yı ve mc donalds'ı ikonlaştıran fast food kültürüne karşı bir hareket olarak yayılmaya başlayıp sofra başında bolca zaman geçirmeyi ve yerel lezzetleri ortaya çıkarmayı kendine amaç edinen oluşum. Yerel lezzetleri ortaya çıkarmak için dünya çapında bir yarışması da vardır ve ülkem insanı bu platformda da var olmayı başararak adından söz ettirmeyi başarmıştır (Güneydoğu Anadolu Yemekleri).

Fast food kültürünün insanları birbirinden uzaklaştırdığını ve bunun insanların çalışması üzerine inşa edilmiş kapitalist kültür tarafından planlı olarak yapıldığını idddia eder. sefertası hareketi adıyla Türkiyede de kendine karşılık bulmuş ama asıl destekçileri Nişantaşı Epikür kafede toplanarak sofra başında bolca zaman geçirip şarap yudumlarlar. şarap kutsanmış bir içecek haline getirilerek coco cola ile trade edilmiştir. Bu da ayrı bir konu tabii...

slow2.jpg

cola yerine ayran, kızartma yerine zeytinyağlı yada ızgara hareketi de denilebilir. Sağlık değil gurme harekatı. tabii bunun yanı sıra soğuk mezeleri de unutmamak lazım. Sen gidip Allahın ne idüğü belirsiz yağında kızarmış hamburgeri yiyip utanmadan diet cola'mı içersin yoksa arkadaşlarla gidip rakı + balık + çiğ köfte pikniği mi düzenlersin... Sarımsak koksa da haydariden, kafayı bir milyon yapsa da rakıdan vazgeçilmez!

slow3.jpg

Yemek kültürlerini korumayı,insan sağlığını gözeten gıda üreticilerini, mevsiminde ve doğal şartlarda yetişmiş sebze, meyve, tahıl satan yerleri, ekolojik tarım yapan çiftlikleri, zengin ve değişken mönülü geleneksel lokantaları, otantik olarak yöresel ve etnik yemekler sunan lokantaları korumayı ve geliştirmeyi hedefler...










mutant.jpg

MUTANT SAÇ STİLİ MODASI
Batıyla başa baş hatta onlardan önde gittiğimiz konulardan biridir. batı bu saç modelini 80'li yıllar olarak anarsa da bizde 70'li yıllar yeşilçam filmlerinin çoğunda jönlerin saç modelleri bu şekildedir. daha kötüsünü görmek için aile albümünüze bakın. ben baktım koca lise'de ben dahil 2-3 kişi varmış saçları böyle olmayan.

Sülü, Yaşar Nuri, Tony Blair ve Side civarında ki bir çok otelin departman müdürleri tarafından hala yaşatılır...

mutant2.jpg

Tek kelimeyle iğrençtir bu saç stili. Saçları enseden biraz uzatmak, tüm saçları tarakla geriye doğru taramak ve sonra bunu fönle kalıcı hale getirmekten bahsediyorum...

Evet hala Manavgat'ın caddelerinde böyle dolanan erkekler vardır. Üstelik kazaklarını da pantalonlarının içine sokar, çizme ve siyah deri mont giyerler... Unutulmasın, kayda geçsin...

Ama şu da bir gerçek ki Almanlar bu stilin en ısrarlı, sadık ve vazgeçmez takipçileridir... Özellikle çocuklarının saçları bu tarzdır...





fubu.jpg

FUBU'CU ALMAN GENÇLİĞİ AKIMI
Alman genci fubucu gençtir. Giyiniş de fubu tarzını benimseyip ısrarla o şekil giyinir. bol kot pantolon giyer. Onu da mümkünse popo hizasından aşağıda giyer. Giyilen pantolonun popo cebide mümkünse bir Bond çanta girecek kadar geniş olur. Mümkünse markasıda fubu olur. Almanya da bulamazsa bu markaın taklidini Side Kumköy yolunda bulur. Ucuza bulmuşken paket paket alır eşe dosta götürür.

fubu1.jpg

Neysem ne onun üzerine sweatshirt giyer. Mümkünse kapşonlusunu giyer. ve de mümkünse markası fubu olanını göğüs nahiyesinde
eşşek gibi fubu yazanını giyer. Ayakkabısı da kaykayci ayakkabısı olur mümkünse o da pantolonları gibi bol olur, içine iki ayak girecek bollukta olur hatta. Onun da markası mümkünse fubu olur olmadı vans olur. Böyle genellemede olmaz olsundur ama Side de sokağa çıkıp bunlardan 20 dakikada 20 tane görmekte olmaz olsundur...

Hele Almanyaya giderseniz bunların sürüler halinde dolaşanlarına rastlarsınız... Senin fubun nasıl, benim Fubum şöyle muhabbetlerine kulak misafiri olursunuz. Tavsiyem bulunduğunuz mekandan hızla uzaklaşmanızdır...

Kafada bir "capy" yani bildiğiniz beyzbol şapkası elzemdir. Şehirlerden kırsala yöneldikçe bu şapka vazgeçilmez olur.

Kızlarda yaş 20-30 arasındaysa bazı özel günler için nedendir bilmem çoğunlukla fular takılır.

Bu tarz giyinmeye özenen hanımkızlarımız için önemli bir tavsiyemde saçların malak yalamış gibi kafaya yapıştırılmasıdır... Aksesuar olarak yumruk büyüklüğünde halka küpeler ve sünnetci cantası modelindeki puma çantalar önerilebilir...








umitkenanbingol@gmail.com